Sepetim ( 0 )

Şeytan ve Tuzaklarından Korunmak

YENİ
Marka
% 35
indirim
22,00 TL
14,30 TL
Adet
0545 585 16 06
Numaralı satış / destek hattımızı arayarak siparişinizi verebileceğiniz gibi,

İletişim formunu doldurarak ta size geri dönüş yapmamızı talep edebilirsiniz.

İletişim Formu
En geç 09 Aralık Pazartesi günü kargoda
Aynı Gün
Kargo

ÖNSÖZ

Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm Bismillâhirrahmânirrahîm

İnsanın en temel sapması, şeytanın iğvâsı ve teşvîkiyle hevâ ve hevesini ya da tâğûtları ilâh edinip onlara uyması, onlara itaat eder hâle gelmesidir. Bu sapma, aynı zamanda Allah’a itaati bırakıp şeytana uymak, hayatın tamamında ya da bazı alanlarında şeytana kulluk yapmak anlamına gelir. Allah ise sadece kendisinin ilâh edinilip sadece kendisine kulluk/ibadet, itaat edilmesini ve hayatın bütün alanlarının sadece kendi hükümlerine göre düzenlenmesini istemektedir. Zaten imtihan konusu da, hayatın kimin emir ve kurallarına göre düzenleneceği, yani kulluğun ve itaatin kime yapılacağı hususudur. “Müslümanım” diyen insanların bile çoğu, iman ettikten sonra imanını tevhîdî boyutta korumakta acze düşmekte ve imanlarına şirk bulaştırmaya, bazı konularda Allah’a itaat ve kulluk yaparken bazı konularda da şeytana, hevâya ve tâğûtlara itaat etmeye yönelebilmektedirler. Böylece, zamanla özgün İslâmî kimlikten ve Müslim olmanın temel ilkelerinden uzaklaşmakta, amelleri, hayat tarzı ve itaat edilecek otorite bakımından bâtıl ehli kesimlere benzemeye başlamaktadırlar.

Hâlbuki güzel örneğimiz ve Kur’ân’ı pratiğe aktarmadaki rehberimiz Rasûlullah’ın (s) önderliğindeki ilk Kur’ân neslinin Mekke-Medine sürecine yayılan mücadele sünnetinde, vahye şahidlik yapan örnekliğinde, Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında öncelikle zihnî ve imanî, sonra da amelî ve ahlakî olmak üzere, hayat tarzı ve ameller bakımından fert ve cemaat planında tam bir uzlaşmazlık yaşanmıştır. İşte bu uzlaşmazlık ile akîdevî ve amelî ayrışma, kıyamete kadar gelecek bütün Müslümanlara örnek olması için Kur’ân’da ve Rasûl’ün sünnetinde özellikle ilan edilip gündem yapılmıştır. Kur’ân’daki âyetler ve Rasûl’ün (s) mücadele sünneti de ortaya koymaktadır ki, Müslümanlar ve diğerleri arasında, hukûkî, siyâsî, sosyal, ekonomik bütün hayat alanlarında, hayat tarzı ve ameller bakımından tam bir ayrışma yaşanmıştır. Yaşanan bu uzlaşmazlık ve ayrışma Rabbimiz tarafından özellikle vahiyle yönlendirilip teşvik edilmiştir. Bu sebeple de, ilk nesil, net ve arı-duru sahih İslâmî anlayışını, tevhîdî duruş ve istikametini koruyarak, “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrinin uygulamasında bize muhteşem denebilecek bir model ve örneklik oluşturmuştur.

Her mü’min şahsiyetin, Kur’ân’ın ölçülerini ve Rasûl’ün şahidliğinde ilk neslin oluşturduğu güzel örnekliğini esas alarak, iman ettiği ölçü, değer ve kuralları mutlaka hayatında yaşamak sorumluluğu vardır. İmanın ispatı da, ancak böylece yapılabilir. Eğer insan uzun süre inandığı gibi yaşamıyorsa, zamanla kanıksayarak yaşadığı gibi inanmaya başlar. Hz. Ömer’e (ra) atfedilen güzel bir söz vardır; “İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlar.” Hayatının tamamına veya bir kısmına Kur’ân yerine başka kuralların, hükümlerin, otoritelerin ya da hevâ ve arzuların yön verdiği kimseler, zamanla o yaşadıklarının doğruluğuna inanmaya başlarlar. Hatta o yaşadıklarını meşrulaştırmak, doğruluğunu ispat etmek için hakkı tahrif edip, kendi batıl hâllerini ve tercihlerini hakka tasdik ettirmeyi bile zorlamaya başlarlar. Çünkü En’am Sûresi 153. âyette; “o yollara gitmeyin sizi hak yoldan-sırat-ı müstakimden saptırır” denilen bâtıl yollara sapanların, yani Rasûl’e isyan edip mü’minlerin yolunu terk edenlerin, tercih ettikleri o bâtıl yolda bırakılacakları Nisâ Sûresi 115. âyette bildirilmektedir:

“Kim, kendisine hidâyet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.”

Rabbimiz, böyle yanlış bir tercih yaparak “mü’minlerin yolunu terk edenleri o yolda bırakacağını ve bunları cehenneme sokacağını” bildiriyor.

Aslında insan, üç sebeple tercih ettiği bâtıl yolda kalıcı hâle gelir, zamanla onu kanıksar ve sonuçta da yaşadığı gibi inanmaya başlar; İşte o üç sebep:

  1. Neml Sûresi 24. âyette ifade edilen; “şeytanın süslü göstermesi”.
  2. Nisâ Sûresi 115. âyette beyan edildiği üzere, kişinin; “tercih ettiği o yolda bırakılması”.
  3. Leyl Sûresi 10. âyette bildirildiği gibi, bâtıl yolu tercih edenlere; “en güzel sözü (kelime-i tevhîdi) yalanlamaları” sebebiyle, Rabbimiz tarafından; “zorun kolaylaştırılacağı” / (aslında zor olan bu bâtıl yolun kolaylaştırılacağı) hükmünün tecelli etmesidir.

İslâm’a aykırı davranmak, fıtrata uygun olan vahyin ölçülerine aykırı ameller yapmak, şeytana ve hevâya uymak, tâğûtlara itaat edip destekçi olmak ve bunlara benzer daha birçok günahları işlemek fıtrî olarak çok zor olandır. Böyle olmakla beraber, bâtıl tercihlerle, vahye aykırı hayat tarzı ve amellerle günaha koşan, günahta ısrar eden kimseler için bu zor kolaylaştırılmakta ve artık bunları kolayca yapar hâle gelmektedirler. İşte önce bazı “maslahatlar”, “gerekçeler” üreterek ya da birtakım “kazanım” beklentileriyle tevhîdî, nebevî yoldan, yani mü’minlerin yolundan ayrılarak girilen bâtıl yollarda, söz konusu ettiğimiz bu tür sebeplerin de etkisi sonucunda, en azından birçok kişi tercih ettiği bâtıl yolda kalıcı hale gelir ve zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlayarak akîdevî olarak da sapma noktasına ulaşır.

Bu sonucu doğuran şey, Müslümanların iman ettikten sonra, imanlarının gereği olarak mutlaka yapmaları icap eden kulluk görevleri ve amellerinde ısrarlı ve istikrarlı olamamaları, istikameti korumakta zaaf göstermeleridir. Müslüman olduğunu iddia eden geniş kitleler, yüzyıllar boyunca şeytanın iğvâlarıyla hak içine bâtıl unsurlar karıştırarak, bid’at ve hurafeler üreterek oluşturulan geleneksel cahiliyenin etkisi altına girmiş bulunmaktaydı. Ancak zamanla yeniden Kur’ân’a ve sünnete yöneliş çabalarıyla, İslâmî uyanış ve geleneksel cahiliyeden arınma çabaları önemli bir birikime yol açmıştı. Maalesef şeytan bu sefer de modern hurafeleri, demokratikleşmeyi, bâtıl sistem içinde iktidar heveslerini tahrik ederek modern cahiliyenin ürünü bazı kavram, model ve ideolojilerin hak içine karıştırılmasını teşvik edip süslü göstererek Müslümanları yeni bir savrulma ve sapma sürecine yönlendirmiştir.

Yaklaşık 100 yıldır süregelen modern cahiliye etkisi devam etmektedir. Şeytan ve dostları insanları “Allah ile aldatma” yöntemini hiç terk etmeseler de, ilk dönemde daha çok baskıcı yöntemlerle Müslümanları dönüştürmeye, sekülerleştirmeye, modernleştirmeye çalışmışlardır.

Daha sonraki yıllarda ise, şeytan ve dostları daha çok sağdan yaklaşıp sûret-i haktan görünerek gönüllü bir sekülerleşmeyi öne çıkarmışlardır. Bu dönemde, laik-Kemalist vasfı devam eden “görece özgürlükçü” şirk sisteminin yeni statükosunu ve iktidarlarını meşru gösterip kitleleri onu desteklemeye sevk etmişlerdir. Maalesef bu süreçte birçok Müslüman “âlim, yazar, hoca ve cemaat önderi” de bu yanlış gidişe destekçi konumuna sürüklenmişlerdir.

Türkiye’de özellikle son 10 yılda bu konuda çok üzüntü verici kötü bir örneklik yaşanmış ve önce birtakım “maslahat”lar adına laik sistem içi siyasete destek olmak için bâtıl siyasete bulaşan Müslüman kesimlerde büyük bir yozlaşma ve kirlenme yaşanmıştır. Bu kesimler, bir süre sonra da önceden olmadığı kadar laik siyâsî iktidarı ve liderini sahiplenmeye ve onu savunabilmek ve bu tercihlerini haklı gösterebilmek için, İslâmî ölçü, kavram ve değerlerimizi yeni konumlarını onaylatmak üzere eğip bükmeye bile başlamışlardı. Gelinen noktada ise, durum çok daha kötü bir hâle gelince, laik siyâsî iktidarı destekleme yanlışını yapan kesimlerin içindeki insaf ve vicdan ehli olanlardan, acı feryatlar yükselmeye başlamış bulunmaktadır.

“Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz? Ne hâle geldik? Mahvolduk…” feryatları ve “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız” sözüne ardı ardına yapılan atıflar gündem olmaya başlamıştır. Gerçekten de yaşananlar, “inandıkları gibi yaşamayanların yaşadıkları gibi inanmaya başlayarak” büyük bir yozlaşma sürecine girdiklerinin acı göstergesi gibidir. Tabii ki, bu feryatları yükseltenler de, henüz çevrelerindeki ya da gruplarındaki insanların bu yanlış yönelişlerindeki kendi sorumluluklarını gündeme alıp bir özeleştiri yapma erdemliliğini gösterebilmiş değildirler. InşâAllah gecikmeden bu özeleştiri ve sorgulama yapılır da, aynı yanlışların bir daha tekrarlanmaması için, ibret alınacak örnek bir davranış sergilenmiş olur.

Bilinmelidir ki, kulluk için yaratılan insan, yapıp ettikleriyle, hayat tarzı ve yaşantısıyla hayatının bütününde Allah’a kulluk etmiyorsa, yani Allah’ın kitabına göre bir hayat yaşamıyorsa ya da bazı hayat alanlarında Allah’tan başkalarına tâbi oluyorsa, o alanlarda mutlaka başkasına kulluk ediyor demektir. Allah’a ve Rasûlü’ne itaati terk edip mü’minlerin yolu olan sırât-ı müstakîm dışında başka yollara uyanlar da, o yollarda şeytan, hevâ ve tâğûtları ilâh edinip onlara kulluk yaparak hüsrana sürüklenirler.

Kur’ân’a göre mü’min ve Müslim/Müslüman olmanın ve Müslim olarak yaşayıp Müslim olarak ölmenin şartları ile şeytanın ayartmaları sonucunda hevâ ve tâğûtların ilâh edinilmesiyle oluşan sapmaları ve bunlardan korunma yollarını, “Ey ‘Müslümanım’ diyenler! Gelin Ölmeden Önce Hâlimizi Sorgulayalım. KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE MÜSLÜMAN OLALIM” kitabımızda ele almış bulunuyoruz. Aynı süreçte ve birbirini tamamlamak üzere yayınladığımız bu kitabımızda da, dünya imtihanında Müslümanları, En’am Sûresi 153. âyetteki ifadeyle “sırât-ı müstakîmden uzaklaştırıp başka yollara sürükleyecek” olan şeytan ve dostlarının saptırmalarına dikkat çekip bu konularda Kur’ân’da yer verilen hatırlatma ve uyarıları gündem yapmaya ve Kur’ân’da gösterilen “şeytanın tuzaklarından korunma yolları”nı açıklamaya çalıştık.

Kur’ân’da Rabbimiz, hem şeytan ve onun dostu olan tâğûtların tuzaklarının neler olduğunu açıklamakta hem de şeytanın hilesinin/tuzağının çok zayıf olduğunu bildirerek korunma yollarını göstermektedir. Ancak Rabbimizin imanın ön şartı olduğunu beyan ettiği Kur’ân’ı terk edilmiş (mehcûr) bırakarak onu “hakkıyla tilavet” etmekten uzak düşmüş olanların, İslâm’ı kulaktan duyma atalar dini olarak yaşayan Müslümanların bunları bilmesi ve doğal olarak korunması mümkün olmamaktadır.

İşte biz bu kitabımızda okuyucuyu Kur’ân’daki bu âyetlerle buluşturmayı ve yaşanan vâkıa ile de bağ kurarak akletmesine vesîle olmayı hedefleyerek, inşâAllah Rabbimizi razı etmeyi ummaktayız.

Rabbimiz, dinini anlamada isabet kaydetmeye ve mesajını doğru anlayıp doğru bir içerikle kullarına ulaştırmaya bizleri muvaffak kılsın inşâAllah.

Şüphesiz ki, yazdıklarımız içindeki doğrular Rabbimizden, bilmeyerek yaptığımız yanlışlar varsa nefsimizdendir.

Rabbimiz sadece kendi rızasını kazanmak niyetiyle gösterdiğimiz bu çabamız sürecinde yapacağımız hatalardan bizleri muhafaza eylesin. Şeytanın her türlü şerrinden de, yazdıklarımız konusunda yanlışa düşürmesinden de Rabbimize sığınıyoruz.

Mehmet PAMAK

Roman Boy, 304 Sayfa.

Kredi Kartı Tek Çekim
14,30 TL
Havale / EFT
14,30 TL
Kapıda Ödeme
14,30 TL ( Sadece Nakit )
KREDİ KARTI TAKSİT SEÇENEKLERİ
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
Taksit
Taksit
Tutar
Toplam
3
4,77 TL
14,30 TL
İLGİLİ ÜRÜNLER
ÜRÜN ETİKETLERİ